Bahabey caddesi sinema meydanı Yavruturna mah, cengiz topel cad. No: 2/B Erdem Apt B blok Çorum/Merkez

Herşeyin Bize Karşı Olduğunu Düşündüğümüzde

Herşeyin Bize Karşı Olduğunu Düşündüğümüzde

Herşeyin Bize Karşı Olduğunu Düşündüğümüzde

(Yaratılış 42:29-43:14)


Hepimiz zaman zaman başımıza gelebilecek en olumsuz şeyleri düşünmüş hatta yalnız düşünmekle kalmamış aynı zamanda bunları birer saplantı haline de getiririz. Örneğin, kocaman olmuş çocuklarımız her zamanki gibi okullarına ya da işlerine giderlerken biz hiç olmayacak olumsuzlukları düşünerek onları adeta kıskaça alırız. Aslında herşeyin Tanrı’nın kontrolünde olduğunu ve bize yalnızca tedbir düştüğünü anlamamız çoğu zaman kolay olmamaktadır.

1.Herşeyin bize karşı işlediğini düşündüğümüz zamanlar:

Yakup Yusuf’u öldü sanıyordu. Ama şimdi bir de üstüne üstlük Şimeon tutuklanmıştı. Mısırdaki vali oğullarına inanılmaz bir biçimde sert davranmıştı. Ve bütün bunlar yetmiyormuş gibi bir de Şimeon’un kurtulması için 23 yaşındaki küçük oğlu Benyamin’in de Vali huzuruna çıkması bekleniyordu. Kısacası Yakup’un aklı tamamen karışmıştı. Diğer taraftan aslında Mısıra vali olan Yusuf kardeşlerinin yüreklerinin ne durumda olduğunu anlamak için böylesi bir sertlikle onların karşısına çıkmıştı. 
Diğer taraftan buğday torbalarının içinden para keselerinin çıkması onları daha da korkutmuştu. Bir de hırsızlıkla suçlanmaktan korkuyorlardı. Buna karşın kardeşler birlikte titreyerek “Tanrı’nın bize bu yaptığı nedir?”diye sordular. Kısacası Tanrı’nın kendilerine bir şey yaptığını en azından düşünmeye başladılar. Yakup ise paralarında torbalardan çıktığını görünce çocuklar gibi “Tanrı’nın bize bu yaptığı nedir?” şeklinde bir soru sormadı da “ Yusuf yok, Şimon yok. Şimdi de Benyamin’i götürmek istiyorsunuz. Sıkıntıyı çeken hep benim” (asıl tercümede herşey üstüme geliyor) şeklinde cevap verdi. Yani Tanrı’yı düşünmüyor sadece kendisini acınacak halde görüyordu.

Bunun üzerine babasının cariyeleri ile ilişki kurup zina işleyen günahlı Ruben konuya girdi ama babası ona da Benyamini götürmesi konusunda izin vermedi. Ama kıtlığın sürekli artması Yakup’un yeniden oğullarını gönderme durumuna gelmesine nedendi.

43:2’de “gidin bari biraz buğday bulun, gelin” diyordu Yakup. Demek istediği belki bu az miktar için oğlunu gönderme gibi bir yükün altına girmeyeceği düşüncesinden kaynaklanıyordu.

Ama çocukları bunun mümkün olamayacağını kesinlikle Bünyamin’in gitmesi gerektiğini ona söylüyorlardı. Bunun üzerine Yakup oğullarını suçlamaya başladı (43:6).

Daha sonra Yahuda bir kez daha babasına Bünyamin’i de götürmek istediğini söyledi. VE sonunda Yakup’un artık gücü kalmamıştı yani son anda ve tamamen ne olacaksa olsun diyerek, Tanrı’ya değilde bir anlamda kadere dayanarak cevap verdi (14). Yazılabilecek en kötü senaryoyu yazarak. Çocuklarımdan yoksun kalacaksam kalayım.


Aslında hepimizin Mısırında belki bize karşı olduğunu düşündüğümüz bir sert kişi vardır ya da sert bir olay. Yada sizin üstünüze doğru gelen bir geçmişiniz olduğunu düşünebilirsiniz.

Yakup’un geçmişi ona karşı gibi geliyordu adeta. Üstüne üstüne geliyordu. Ona göre Yusuf ölmüştü, hatta belki de Şimon’da hapiste değildi artık yani oda ölmüştü. Ama aslında yanlış düşünüyordu. Çünkü inat etmese ve Tanrı’nın elinin herşeyde olduğunu bir düşünebilse neler olacaktı. Çünkü oğlu aslında Mısır valisiydi. Şimon’da ölmemişti.

Bizlerde gelecek hakkında çok kötü düşünebiliriz. “Benjamin giderse geri gelmez, Şimon öldü, Benyamin’de ölebilir” gibi bir takım kötü düşünceler kafamızda gidip gelebilir.

46:9’a baktığımızda Yakup şöyle diyor: Gurbet yıllarım yüz otuz yılı buldu… ama yıllar çabuk ve zorlu geçti. Atalarımın gurbet yılları kadar uzun sürmedi. Bu ayete göre daha ölmemişti ki yani bu ne karamsarlık sanki hemen öleceğini düşünüyordu.

İyiyi bile kötü yapabiliriz. Aslında oğulları geri dönmüş sadece Şimon rehin tutulmuştu aynı zamanda Bünyamin giderse kurtulacağı söyleniyordu. Ama o yalnız biricik eşi Rahel’den oğlu Bünyamin’e göre bütün düşünce yapısını ayarladığı için herşey üstüne üstüne geliyordu. 42:36 “Sıkıntıyı çeken hep benim” (herşey üstüme geliyor).

Bize düşen yani bizim yapmamız gereken Yakup’un yaptıklarının aslında tersini yapmaktır. Yani burada Yakup’un davranışı doğru bir imanlı davranışı değildir. Çünkü burada Yakup Tanrı’ya değil kendi benine dayanarak ve son dakika çıkışlarla kadere sığınarak farklı davranışlar sergiliyordu.

2. Herşey üstünüze geliyor gibi olduğunda sizi lütfu ile bekleyen Tanrı’ya güvenmeyi en üst düzeyde yaşamalısınız.

Aslında Yusuf’un hayatına baktığımızda ve tabi Kutsal Kitabın her yerinde arka planda hep Tanrı’nın o muhteşem elini görüyoruz. Yusuf’u Mısır’a gönderen, Potifar’ın yanına koyan, hapis’e gitmesine müsaade eden, sakinin onun yanında olmasını sağlayan, rüyaları yorumlattıran ve sonunda Mısır’a vali olmasına yol açan hep Tanrı’dır. Yakup bütün olayların ardındaki Tanrı’nın varlığını görmekte hep zorlanıp durmaktadır. Ve aslında anlattığımız bu konuda bu zorlanmayı net bir biçimde görüyoruz. Zaten bu nedenle biz Yakup’un yaptığını yapmayalım diyoruz. O zaman yapmamamız gerekenleri on soruda algılamaya çalışalım;

1.Gerçek olmayan bir takım korkularınız var mı?

Yakup gerçekten 23 yaşına girmiş evladını kaybetmekten ve kendi kontrolünden uzakta başına birşeyler gelmesinden çok ama çok korkuyordu. Oysa hiç bir olayı aslında net olarak kontrol edebilme gücü olmadığını çok iyi bilebilmeliydi. Sadece tedbirler alabilir akılcı olabilir ama bütün idare ve sorumluluk ve sonuçları Tanrıya bırakabilirdi.

2.Olumsuz bir bakış açısına mı sahipsiniz?

42:36’da geçmişe bakış açısının ne denli olumsuz olduğunu görüyoruz. “Beni çocuklarımdan yoksun bırakıyorsunuz, Yusuf yok, Şimon yok..” 42:38’de de geleceğe ne kadar olumsuz baktığını görüyoruz “yolda ona bir zarar gelirse, bu acıyla ak saçlı başımı ölüler diyarına götürürsünüz”

Yakup bunun yerine geçmişin ve geleceğin Rabbine, Alfa ve Omega olana bakıp durumları ona göre değerlendirmeli değilmiydi.

3.Sürekli hep kendinizle ilintili olan gerçeklerle mi meşgulsünüz? Ben merkezci misiniz?

Yine 42:36’ya bakarsanız “Beni çocuklarımdan yoksun bırakıyorsunuz” cümlesinde ve 43:6’da “Niçin adama bir kardeşiniz daha olduğunu söyleyerek bana bu kötülüğü yaptınız” cümlesinde de hep kendisine ilişkin konulara baktığını görmemiz mümkündür. Bu nedenle on oğlunu bir kenara koyup, onları kendisini üzdüğü için hep suçlayıp esas sevdiği biricik oğlu öldüğünü sandığı Yusuf’u ve koruduğunu sandığı Bünyamini ortaya koymaktadır. Oysa Tanrı’nın kendisine verdiği bütün evlatları Rabbin lütfu olarak görüp böylesi bir olayı ona göre çok daha farklı değerlendirebilirdi. Yusuf olmadığı için Benyamin’e bağlanıp kalıyor ve Tanrı’ya güvenmeyi hiç düşünmüyordu.

4.Problemler için başkalarını mı suçluyorsunuz?

Yusuf bir yana Bünyamin ve Şimon’un içinde bulunduğu durumun bütün suçunu kendi oğullarının üzerine atıyordu. Kısacası kendisi sorunu Tanrı’ya bakarak dua ederek, çocukları ile karşılıklı iman ve ümitle değerlendirerek bir çözüm arama yoluna giderek falan çözmeye kalkmıyordu.

5.Hiç kendinizde bir hata kabul etmiyor musunuz?

Suçluyu karşı taraf olarak görerek hata kabul etmiyor ve inatla Bünyamini göndermiyor ve sorunun çözülmesine adım atmıyordu.

6.Son anda ne olursa olsun deyip ipleri koparıyor musunuz?

Özellikle 43:11’de “ne olursa olsun gidin” denildiğini görüyoruz. Bu dua ile olması gereken, imanla atılması gereken bir adım yerine çaresizlikten kadere teslimiyet adımıdır. Böyle olunca Tanrısal bereketi görmek asla mümkün olmayacaktır.

7.Yaşamı olayların dışında mı tutuyorsunuz?

Çuvallardan para çıktığı zaman, bunun Tanrı’nın bir şeyler yaptığı şeklinde yorumladı çocukları. Ama Yakup hala kendi derdinde yakınıp duruyordu “Beni evlatlarımdan mahrum bırakıyorsunuz” diyordu.

Bütün bu durumlara genel olarak bakarsak;

Yusuf bir çok kötü olayın Tanrı sevgisinde iyi bir sonuca gidilmesi için olduğuna inanmaktadır 45:5-9

Kardeşleri ise bütün kötü olayların Tanrı’nın yargısından olduğunu ileri sürmektedirler : 42:21-22,28

Yakup ise bütün bunları adeta kader olarak değerlendirmektedir 42:36,38;43:6,14

Aslında doğru olan elbette Yusuf’un yorumudur. Yani gerçekten Tanrı kötüden iyi çıkaran Rabdir.

8.Tanrı lütfundan ziyade insana mı güvenirsiniz?

Yakup’un kendi yolu ile Tanrı’ya birşeyler ödeyip durumları iyi etmeye çalıştığını görüyoruz. En azından sürekli yakınmayla. Lütuf’u anlama konusunda oldukça cahildi.

9.Tanrı’ya her zaman dua ile değilde ancak çaresiz kaldığınızda mı sığınıyorsunuz?

43:4’e bakın dikkat ederseniz dua yok umarım var..

10. Kadere teslim mi oluyorsunuz? 43:14

Oysa Pavlus 8:28,31-32’ye bakın.. Efesliler 3:20’ye de..

SONUÇ

1.Acaba Tanrı bu olaydamı sorusunu kesin (İbr.11:6) O her durumda ve bizimle.

2.Tarih içinde imanlıların yaşadıklarına gerçekten bakın ve ibret alın.

3.Bencil ve imansız düşünceleri kenara bırakın ve kendinize acımayın

Turgay Üçal

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir