Bahabey caddesi sinema meydanı Yavruturna mah, cengiz topel cad. No: 2/B Erdem Apt B blok Çorum/Merkez

Kutsal Kitaplar Nedir? Ne Öğretir?

Kutsal Kitaplar Nedir? Ne Öğretir?

Kutsal Kitaplar Nedir? Ne Öğretir?

AYDINLANMAK İSTEYENLERE

Türkiye’de bir çok kişiye “Kutsal Kitap” hakkında ne bildikleri sorulduğunda alınan cevapların çoğu ya yetersiz ya da yanlıştır. Çoğu insan da bu konuda bilgi edinmek bile istememektedir. Ne yazık ki, böyle kişiler kulaktan dolma bilgilerle yetinip bunlara inanmayı tercih ederler. Bu kitapçıktaki amacımız gerçekleri başkalarından değil, asıl kaynağından öğrenmek isteyenlere yardımcı olmaktır.

Bu çalışma sonunda göreceğiniz gibi Kutsal Kitap ne birkaç din adamının değiştirdiği, ne de sizin bildiğiniz bir din kitabıdır. Tersine, Tanrı Sözü’dür. O’nun varlığının, insana duyduğu sevgi-sinin ve lütfunun yazılı açıklanışıdır. Çalışmamız ilerledikçe Tanrı’nın insanla ilişki kurma tasarısının nasıl ta başlangıçtan günümüze kadar kusursuz bir sırayla açıklandığını göreceksiniz. Şimdi sizlere bu Kutsal Yazılar hakkında biraz da olsa bilgi vererek var olan ön yargıları ortadan kaldırmaya çalışalım.

Kutsal Kitap’ın İçeriği

Kutsal Kitap, İsa’dan önce yaklaşık 14. yüzyıl-dan başlayarak İsa’dan sonraki yüzyıl sonuna kadar olan bir süre içerisinde yazıya geçirilmiştir. Bu yazılar Tanrı’nın görevlendirdiği insanlar tarafın-dan yine Tanrı’nın kendi Ruhu’yla esinlenerek yazdırılmıştır. Kutsal Kitap; tarihsel olaylar, kutsal şiirler, peygamberlik yazıları ve esinlemelerden oluşan kitapçıkların bir araya toplanmasından meydana gelmiştir. Yazılar, dünyanın ve insanın yaratılışından başlayarak, dünyanın son günlerinde olacak olaylar ve Tanrı’nın yargısını baştan sona ve belli bir düzen içerisinde anlatır.

Kutsal Kitap, temelde iki bölüme ayrılır. İsa Mesih’in doğumundan önce insanlara bildirilen Tevrat ve Zebur olarak da bildiğimiz Eski Antlaşma, kitabın birinci bölümünü oluşturur. İkinci bölüm, iyi haber anlamına gelen İncil dediğimiz Yeni Antlaşma ise Mesih’in doğumundan O’nun ikinci kez gelişine kadar sürecek olan dönemi anlatır.

Bu iki bölüm içerisinde yer alan kitapçıkları iki raflı bir kütüphane benzetmesiyle açıklayabiliriz:

Bu benzetmede görüldüğü gibi, iki Antlaşma ikişer ana kısma ayrılır (“ilahi tarih” ve “ilahi yorum” diye alt ve üst raflar) ve genellikle kronolojik bir sıra izler (soldan sağa doğru). Eski Antlaşma, Tanrı’nın, kendi içlerinden çıkacak Kurtarıcı Mesih’i dünyaya göndereceği halkı (İsrail ulusu) oluşturup eğiterek zemini nasıl hazırladığını kaydeder. Yeni Antlaşma ise Tanrı’nın, Mesih aracılığıyla bütün uluslardan Kendisine iman eden insanları nasıl günahtan kurtarıp sevgiyle kabul ettiğini açıklar.

İşte Eski Antlaşma’yı oluşturan ilk bölümler yani Yaratılış’tan Ester’e kadar olan kısım, dünyanın yaratılışından, Kurtarıcı İsa Mesih’in gelişine dek geçen süre içinde Tanrı’nın insanlarla olan tarihsel ilişkilerini kaydeder. Belirli bazı önemli noktalarda Tanrı, bu tarihin arkasındaki ve ilerisindeki amaçlarını daha da ayrıntılı bir biçimde bildirir. Nitekim, Eyüp’ten Malaki’ye kadar olan kısım, Tanrı’nın bu özel yorumlarını kaydeder. Böylece alt rafta “ilahi tarih” kitapçıkları, üst rafta da “ilahi yorum” kitapçıkları yer almaktadır. Bu düzen aynı şekilde Yeni Antlaşma’da da görülür; önce Matta’dan Elçilerin İşleri bölümüne kadar olan kısımda Tanrı’nın Mesih’i dünyaya göndererek meydana getirdiği tarihsel oluşum anlatılır. Bunun ardından bu yeni oluşumun esas gerçekleri, düzeni ve iç yaşamı Elçilerin Mektupları’nda açıklanır. En son olarak Esinleme bölümünde, Mesih’in ikinci gelişi ve dünyanın sonuyla ilgili gelecekte olacaklar açıklanır.

Eski Antlaşma’ya Giriş

Çalışmamızın bu kısmında öncellikle Eski Antlaşma’yı ele alacağız. Eski Antlaşma’nın içerisindeki kitapçıklar yaklaşık bin yılı kapsayan bir zaman dilimi içerisinde yazıldı. Kutsal Kitap’ın birinci kısmını oluşturan bu 39 kitapçığı dönemler halinde kısaca açıklamaya çalışalım.

Yaratılış (Yaratılış)

“Başlangıçta Allah gökleri ve yeri yarattı.” Kutsal Kitap’ın ilk kitapçığı olan Yaratılış bu ayetlerle başlar. Bunu izleyen bölümler evrenin ve insanın yaratılışını anlatır. Adem ve Havva, Tanrı tarafından yasaklanan meyveyi yiyerek günaha düşerler. Günah böylece onlar aracılığıyla dünyaya girer. Adem ve Havva’nın soyu, günah denen şeye battıkça batar ve Tanrı’dan uzaklaşır. Tanrı insanlığı Nuh Tufanı aracılığıyla cezalandırır. Hayatta kalanların soyu, daha sonra “dünyaya dağılın” buyruğunu çiğneyip Babil Kulesi’ni inşa ederek yeniden Tanrı’ya isyan eder. Ve Tanrı orada onların dillerini karıştırır. İlerleyen zaman boyunca dünyaya dağılan uluslar, Tanrı’dan uzak ve habersiz olarak yaşarlar.

O zaman Tanrı, İbrahim’i seçti ve onu çağırdı. Tanrı, “Bütün uluslar sende kutsanacaktır” vaadi ile bütün uluslara kurtuluş getireceğini müjdeliyordu. İbrahim’in oğlu İshak’ın soyundan gelen Yakup (İsrail) ve ailesi, ilerleyen zaman içerisinde ülkede olan kıtlık sorunu yüzünden Mısır’a yerleşirler. Yakup’un soyu, İsrail adıyla anılmaya başlar. Tanrı tek bir adamdan oluşturduğu bu ulus aracılığıyla bütün dünyayı bereketleyecekti.

Çıkış – Levililer – Sayılar – Tesniye

İsrail halkı Mısır’da çoğalmaya başlayınca Firavun onları bir tehlike olarak görmeye başlar. Mısır halkı onları köle olarak kullanarak üzerlerindeki baskıyı arttırır. Tanrı, Musa’yı İsrailliler’i Mısırdan çıkarmakla görevlendirir. Tanrı, Musa ve kardeşi Harun aracılığıyla pek çok mucize yaparak İsraillileri büyük bir kurtarışla Mısır’dan çıkarır.

Sina Dağında Tanrı kurtardığı halkıyla bir Antlaşma yapmıştır. Onlara özeti On Emir olan Kutsal Yasa’yı verip özel bir tapınma çadırı yaptırarak bu antlaşmanın ilkelerini belirler. Onlara şöyle der; “Mısırlılar’a ne yaptığımı sizi kartal kanatları üzerinde taşıdığımı nasıl buraya kendime getirdiğimi gördünüz. Şimdi sözümü dikkatle dinler antlaşma uyarsanız, bütün uluslar içinde benim seçkin halkım olacaksınız. Çünkü yeryüzünün tümü benim halkım olacaksınız. Çünkü yeryüzünün tümü benimdir. Bana kahinler krallığı kutsal ulus olacaksınız.” Çıkış 19:4-6

Çölde kırk yıl süren yolculuk boyunca dik kafalı halkının nazına katlandıktan sonra Tanrı, onları vaat edilen toprağın sınırına getirdi.

Yasa anlamına gelen “Tevrat” (Torah) aslında yalnız bu ilk beş kitapçığı kapsar. “Eski Antlaşma” terimi de İsrailoğulları ile yapılan bu antlaşmadan alınır.

Yeşu – Hakimler – Rut

İsrail halkının on iki oymağı Mısır’dan çıkıştan 40 yıl sonra Tanrı’nın İbrahim ve soyuna vereceğine vaat ettiği Filistin toprağına Yeşu önderliğinde girerler, bu toprağı ilahi mirasları olarak sahiplenirler.

“Rab’bin İsrail halkına verdiği sözlerden hiçbiri boş çıkmadı; hepsi yerine geldi.”(Yeşu 21:45)

Bundan sonra Hakimler dönemi başlar. Halk diğer ulusların putperest inançları ve kültürlerinden etkilenerek Tanrı’dan uzaklaşır. Bu sadakatsizlik onları zor duruma düşürünce feryat ederek Tanrı’ya dönerler. Ve Tanrı hem askeri önder hem de habercileri olan hakimler aracılığıyla onları kurtarır.

Bu dönemin sonuna doğru Yahuda oymağından Boaz, imanı güçlü yabancı bir kadın olan Rut’la evlenir. Böylece Rut bu evlilikle ileriki yıllarda büyük kral ve peygamber olacak olan Davut’un soyuna dahil edilir.

Samuel – II. Samuel 
Daha sonra İsrailliler diğer ülkeler gibi olabilmek için, peygamber Samuel aracılığıyla Tanrı’dan bir kral isterler. İsraillilerin kral istemeleri üzerine Saul kral seçilir, ancak o, Tanrı’ya itaatsizlik eder ve krallığı elinden alınır. Yerine Davut kral olur. Davut, İsrail’in gerçek kralı ve uzun bir krallık kuşağının başı olur. Davut iyi bir önderin bütün özelliklerine sahipti. Bütün yaşamı boyunca Tanrı’ya bağlı kalmaya dikkat etti. Davut aynı zamanda bir peygamber, iyi bir şair ve ozandı. Kutsal Kitap’ın diğer bir kitapçığı olan Zebur ismiyle bildiğimiz Mezmurlar’ın yarısından fazlası onun yazdıklarından oluşmuştur. Kendisi:

“Tanrı’nın yükselttiği adam, Yakup’un Tanrısı’nın meshettiği, İsrail’in sevilen ezgi okuyucusuydu.” (2 Samuel 23:1)

Tanrı, “gönlüme göre bir adam” olarak tanımladığı Davut’a, Kral olan Mesih’in onun soyundan geleceğini vaat etti.

“Sen ölüp atalarına kavuşunca, senden sonra soyundan birini ortaya çıkarıp krallığını sürdüreceğim… Ben de onun krallığının tahtını sonsuza dek sürdüreceğim. Ben ona baba olacağım, o da bana oğul olacak… Soyun ve krallığın sonsuza dek önümde duracak; tahtın sonsuza dek sürecektir.” (2 Samuel 7:12-16)

Davut’un Krallığı döneminde İsrail toprakları genişledi ve güçlü bir devlet halini aldı.

I.Krallar – II.Krallar

Davut’un ölümünden sonra yerine oğlu Süleyman kral olur. Süleyman babasından devraldığı büyük krallığı yönetmek için Tanrı tarafından bilgelikle donatılır. Davut’un yapmayı çok istediği, ancak yapamadığı Kudüs’teki tapınak Süleyman tarafından yaptırılır. Zenginliği ve bilgeliği saye-sinde ünü diğer uluslara kadar ulaşır. Süleyman’ın dönemi İsrail’in en görkemli dönemiydi.

Ancak Süleyman son dönemlerinde Tanrı’nın buyruklarına uymadığı için ölümün-den sonra durum kötüye gitmeye başladı. Oğlu Rehoboam tanrıtanımaz bir kral olarak yaşadı. Onun zamanında İsrail krallığı başkenti Kudüs olan “Yahuda” diye anılan Güney Krallığı ve baş-kenti Samiriye olan “İsrail” diye tanınan Kuzey Krallığı olarak ikiye bölündü. Her iki krallıkta tahta geçen çoğu krallar da Tanrı’nın peygamberler aracılığıyla yaptığı uyarılara uymayarak beraberlerinde halkı da saptırarak Tanrı’nın öfkesini kazandılar. (Bu peygamberleri ileriki bölümlerde adlarıyla anılan kitapçıklarla beraber açıklayacağız). Halk, Tanrı’nın emrettiği tapınışı ve tapınağı terk ederek Tanrı’nın onlarla yaptığı antlaşmayı bozdu.

M.Ö.722 yılında Asur kralı 2. Sargon, başkent Samiriye’yi ele geçirerek kentin ileri gelenlerini sürgüne götürdü. Böylece kuzeydeki “İsrail” kral-lığı sona erdi. Güneydeki Yahuda krallığı bu olaydan sonra 136 yıl daha devam etti. Ve sonunda Kudüs de Babil’e yenilerek halkı yetmiş yıl boyunca sürgüne gönderilir.

Sürgün, M.Ö. 539 yılında Babil’in işgali üzerine İsraillilerin önce Zerubbabel daha sonra Ezra ve Nehemya yönetiminde ülkelerine geri dönmeleriyle son bulur. Tapınak tekrar inşa edilir ve Kudüs yeniden başkent olur. Bu şekilde Eski Antlaşma’nın tarihini oluşturan bölümler (“ilahi tarih” diye adlandırdığımız kısım) sona erer.

ŞİİRSEL YAZILARA GİRİŞ

Bu bölümler boyunca Tanrı’nın tasarısının tarihsel olarak nasıl işlediğini görürüz. Eski Antlaşma’nın (“ilahi yorum” diye adlandırdığımız) diğer kısmı, şiir ve peygamber yazılarından oluşur. Öncelikle şiirsel kitapçıklara bir göz atalım.

Eyüp

Eyüp kitapçığı, büyük olasılıkla yazılmış olan en eski kutsal kitapçıktır. Dünyanın sorulan en eski sorularına bir cevap niteliği taşımaktadır. Tanrı, doğru insanların acı çekmelerine neden izin verir? Kötülük nerede başlamıştır? Şeytan’ın rolü nedir?

Eyüp, Tanrı korkusu ve sevgisiyle yaşayan bir adamdır. Bir gün şeytan, Eyüp’ü sınamak için sınırlı olarak Tanrı’dan izin alır. Kısa bir zaman içinde Eyüp sahip olduğu her şeyi kaybeder, vücudunda da derin yaralar açılır. Eyüp en derin acıları çekerken bile, “Beni öldürse bile Tanrı’ya güveneceğim” der. Eyüp bu durumunda, Tanrı’nın değişmez tasarısına bütün kalbiyle iman etti. Kitapçığın sonunda Tanrı’nın Eyüp’e bütün kaybettiği şeyleri geri verdiğini görüyoruz.

Mezmurlar (Zebur)

Mezmurlar kitapçığının çoğu Davut tarafından yazılmıştır. Yüzyıllar boyunca halkın yüreğini duygulandırıp kuvvetlendirmenin yanı sıra, Tanrı bu ezgileri vaadinin de bir çok derin gerçeğini bildirmek için kullanmıştır. Mezmur yazarı, Tanrısına tapınma ve övgü, sıkıntı ve yalnızlık, reddedilme ve acı çekme, itiraf ve umut, sevinç ve güvenin hepsini Tanrı’nın Ruhu tarafından yönlendirilerek özgürce dizelere dökmüştür. Bütün Mezmurlar, Mesih’i düşünmemize yardımcı olur. Ama bazılarında açık ve temelde Davut’un deneyimlerinin çok üstünde olan şeylerden söz edilir. Mesih’in görkemini, krallığını, çekeceği acıları anlatan bu Mezmurlar, Mesihsel Mezmurlardır.

Örneğin, şu ayetler Mesih’in çarmıha gerilerek öleceğini önceden bildiriyordu:

“Tanrım, Tanrım, beni neden terk ettin?… Kötüler sürüsü çevremi sarıyor, Ellerimi, ayaklarımı deliyorlar… Bütün kemiklerimi sayar oldum, Bakıyorlar, gözlerini bana dikmişler. Giysilerimi aralarında paylaşıyor, Mintanım için kura çekiyorlar.”(Mezmur 22:1, 17-18)

Diğer bir ilahi mezmurunda Davut, efendisi olan Mesih’in yücelip Tanrı’nın tahtında oturacağını şöyle ilan etti:

“RAB Rab’bime şöyle dedi: Düşmanlarını ayaklarının altına basamak yapıncaya dek, sağımda otur.” (Mezmur 110:1)

Süleyman’ın Özdeyişleri

Süleyman’ın Özdeyişleri, Davut’un oğlu Kral Süleyman tarafından yazılmıştır. Bu kitapçık yaşlı adamın gençlere öğütleri niteliğindedir. Hikmet ve hikmetsizlik, adalet ve adaletsizlik, dürüstlük ve hilekarlık, çalışkanlık ve tembellik, incelik ve kabalık konularında yapmaları gerekeni öğütleyerek tersi durumlarda başlarına gelecekler hakkında onları uyarır. Örneğin:

“RAB korkusu bilgeliğin başlangıcıdır. Bilgi Kutsal Olan’ı tanımaktır… Bütün yüreğinle Tanrı’ya güven, Bildiklerine güvenme sen. Yaptığın her işte RAB’bi an, o da senin işlerini yoluna koyar.” (Süleyman’ın Özdeyişler 9:10,5-6)

Vaiz

Vaiz kitapçığı da Süleyman tarafından yazılmıştır. Bu kitapçık, insan ikilemini derin bir biçimde anlayarak Tanrı olmadan güneşin altında bulunan hiçbir şeyin anlamının olmadığını belirtir. Sonsuzluk umudu olmadığı takdirde yaşamın boş olduğunu ortaya koyarak dünyasal bakışın kısırlığını gösterir. Zengin olsun fakir olsun, bilge olsun akılsız olsun bütün insaların ortak sonu ölümdür. Tanrı’yla sonsuz yaşamda birleşeceğimizi ve O’nun bilge iyiliğine güvenip yaşamın yanıt bulmamış pek çok sorusuna O’nda cevap arayarak hayatın gerçek anlamını bulabileceğimizi bu kitapçık açıkça ifade eder.

“İşin sonu şudur: her şey işitildi; Allah’tan kork ve O’nun emirlerini tut; insanın bütün vazifesi budur. Çünkü iyi olsun kötü olsun, her gizli şeyle beraber her işi Allah hükme götürecektir.” (Vaiz 12:13-14)

Neşideler Neşidesi (Ezgiler Ezgisi)

Neşideler Neşidesi kitapçığı da bundan önce gördüğümüz iki kitapçık gibi Süleyman tarafından yazılmıştır. Kitaçığın içerdiği konu bütünüyle sevgidir, ve “Tanrı’dan gelen bir alev” diye adlandırdığı tek eşli evliliği kutlamaktadır.

“Bir insan sevgiye bedel evinin bütün malını verse, bu bile hor görülen bir karşılık olur”(Neşideler Neşidesi 8:7)

Aynı zamanda kitapçık Tanrı’nın halkına bakış açısını dile getirir. Tanrı kendisini sevecek insanlar aramaktadır. Rab’bin bütün yaşam armağanlarından en büyüğü sevgidir. Sevgi çok güçlüdür, ancak hiçbir sevgi Tanrı’nın sevgisi kadar sabırlı ve büyük değildir. Bu kitapçıktaki sevgi ilişkisi, Tanrı ve halkının arasındaki ilişkiyi resmeder. Tanrı, halkının yaptığı bütün itaatsizliklerine rağmen onlara sonsuz bir sevgiyle bağlıdır. Ve onların tekrar kendisine dönecekleri günü özlemle bekler. Bu kitapçıkta Tanrı, halkını Ruhsal gelini diye tanımlar. Şiirsel kitapçıkların özü, halkın Tanrı’ya seslenişidir. Bundan sonraki kitapçıkların içeriğini ise, Tanrı’nın halkına seslenişi oluşturur.

PEYGAMBER YAZILARI

Peygamber yazıları, Tanrı’nın görevlendirdiği peygamberlerin adlarıyla anılan 16 kitapçıktan oluşur. Bu peygamberler sırasıyla İşaya (Yeşaya), Yeremya, Hezekiel, Daniel, Hoşea, Yoel, Amos, Obadya, Yunus, Mika, Nahum, Habakkuk, Tsefanya, Haggay, Zekarya, Malaki’dir.

Peygamberlerin asıl görevleri Tanrı’ya itaat etmemekte direnen halkı uyarmak, onları işledikleri günahlardan dönmedikçe başlarına gelecek Tanrı’nın yargısından haberdar etmekti. Halk, Tanrı’yla olan ilişkisini kesmiş, O’na tapınmayı bırakmış, kendilerine yaptıkları iyilikleri unutmuş ve günah içerisinde yaşarken Tanrı, peygamberler göndererek kendilerini üzerlerine gelecek olan yargı konusunda uyararak tövbeye çağırır.

“Halkım iki kötülük işledi; Beni, diri su kaynağını bıraktılar da kendilerine sarnıçlar, su tutmayan çatlak sarnıçlar kazdılar.” (Yeremya 2:13)

“Halkım sırtını bana çevirmeye azimli!”… Ey İsrail, Allah’ın Rab’be dön; çünkü kendi fesadınla yıkıldın.” (Hoşea 14:1)

“Her şeye egemen RAB ‘Bana dönün, ben de size dönerim’ diyor.” (Zekeriya 1:3)

PEYGAMBER YAZILARI

Peygamber yazılarının ortak bir özelliği de içlerinde sık sık geçen ‘Mesih’ vaadidir. Tanrı kutsallığını, sevgisini ve adaletini halkına açıkça göstermiştir. Halk günahlarıyla O’nun huzuruna gelemezdi; çünkü Tanrı kutsaldır. Tanrı onları yanında istiyordu; çünkü Tanrı sevgidir. Tanrı onları günahlarından kurtaracak, halkıyla arasındaki kopukluğu tekrar düzeltecek tek ve son kurban olmak üzere Mesih’i gönderecekti, çünkü Tanrı adildir. Ayrıca Mesih’in kim olduğu konusunda da pek çok ön bildirimde bulunarak halkının bu müjdeden habersiz kalmalarını istemedi. Tanrı halkıyla yeni bir antlaşma yapacak ve bu antlaşma lütufla onların yüreklerine yazılacaktı.

“İşte ulağımı (Yahya peygamberi) gönderiyorum. Önümde yolu hazırlayacak. Aradığınız Rab ansızın tapınağına gelecek; görmeyi özlediğiniz antlaşma ulağı gelecek” (Malaki 1:3)

Mesih’in öncesizliği ve doğumu “Ama sen, ey Beytlehem Efrata, (İsa’nın doğduğu kent), Yahuda boyları arasında önemsiz olduğun halde İsrail’i benim adıma yönetecek Olan senden çıkacaktır. O, başlangıçtan beri, sonsuzluktan beri vardır… Kendisi geldiği zaman RAB’den aldığı güçle halkını Tanrısı RAB’bin görkemli adına yöneltecek… -Çünkü o zaman bütün dünya O’nun gücünü kabul edecek.” (Mika 5:2-6)

İşaya (Yeşaya) kitapçığında bulunan Mesih’le ilgili çok açık önbildirimlerden örnekler verebiliriz. Mesih’in sağlayacağı kurtarışın çok yönlü gerçekleri 53’üncü bölümde hayret verici ayrıntılarla önceden bildirilmiştir:

Reddedilmesi ve elemleri: “Hor görüldü, yapayalnız bırakıldı. Acıyı ve elemi yakından tanıdı…” (İşaya 53:3)

Bizim yerimize ölmesi: “Ne var ki, bedeni günahlarımızdan ötürü deşildi, suçlarımızdan ötürü eziyete uğradı. Esenliğe çıkmamız için çekilmesi gereken ceza O’na verildi. Bizler O’nun yaralarıyla şifa bulduk.” (53:5)

Sessiz ve gönüllü olarak elem çekmesi: “Kesime götürülen kuzu gibi, kırkıcılar önünde sessizce duran koyun gibi açmadı ağzını.” (53:7)

Halkının yerine ölmesi: “Ölüme çarptırılması halkın başkaldırılarından, hak ettikleri cezadan ötürüydü.” (53:8)

Zengin bir adamın mezarına gömülmesi: “Kötülerle birlikte gömülecekti, ama zenginin mezarına kondu.” (53:9)

Günahsız masumluğu: “Şiddete başvurmadı, ağzından tek bir yalan çıkmadı…” (53:9)

Dirilişi ve ödülü: “Soyundan gelenleri görecek ve sonsuza dek yaşayacak… Birçoklarını, kendisini RAB’bin doğru kulu olarak kabul ettikleri için aklayacak.” (53:10-11)

Mesih İsa, Eski Antlaşma’da bulunan yüzlerce ön-bildiriyi şaşırtıcı bir kesinlikle yerine getirmiştir. Bunlar O’nun doğumu, kişiliği, hizmeti, acı çekmesi, ölümü, dirilişi ve göğe alınışıyla ilgili peygamberliklerdi. İkinci gelişi ve görkemiyle ilgili daha birçok peygamberlik henüz yerine gelmemiştir.

Görüyoruz ki “İsa’ya tanıklık, peygamberlik ruhunun özüdür” (Esinleme 19:10). Gerçek olan bütün “peygamberlikler” İsa Mesih’e tanıklık niteliğindedir.

ESKİ ANTLAŞMA’NIN MESAJI

Eski Antlaşma, Tanrı’nın karakterini açıklamakla başlar. O’nun adil, güvenilir ve kutsal olduğunu bildirir. Tanrı’nın Musa aracılığıyla açıkladığı on emri okuduğumuzda, Tanrı’nın halkından nasıl bir adalet ve kutsallık istediğini görürüz.

İşte bu gerçekler sayesinde, insan günahın anlamını ve kendisinin Tanrı karşısında ne kadar suçlu olduğunu fark eder. Hatta insan doğal yapısından ötürü yasanın gereklerini harfiyen yerine getirmesinin mümkün olmadığını da anlar. Böylece Tanrı, insanın kendi çabasıyla asla kurtulamayacağını göstererek göndereceği Kurtarıcının gerekliliğini ortaya koymuştur.

YENİ ANTLAŞMA’YA GİRİŞ

Yeni Antlaşma, İncil (Müjde) olarak da bilinen bu bölüm, 4 müjde kitapçığı, 21 mektup ve Esinleme’den oluşur. Kitapçıklar öncelikle İsa Mesih’in doğumu, yaşamı, öğretişleri ve çarmıha gerilmesiyle ondan sonra olan olayların anlatıldığı dört müjde kitapçığıyla başlar. İsa Mesih’in ölümünden sonra elçilerinin yaptıkları ve müjdenin yayılma sürecini anlatan Elçilerin İşleri kitapçığıyla sürer. Yeni Antlaşma, bu kitapçıkların ardından Elçilerin çeşitli topluluk ve insanlara yazdıkları mektuplar ve Elçi Yuhanna’ya Tanrı tarafından gelen Esinleme (Vahiy) kitapçığıyla son bulur.

Aslında İncil bir kitabın adı değildir. Dünyanın tek kurtarıcısı olan İsa Mesih hakkında çok önemli bir mesajdır. İsa’nın kendisi Müjdedir.

İncil, Tanrı’nın Eski Antlaşma’da vaat ettiği Kurtarıcı Mesih’in artık dünyaya gelmiş olduğunu bildirmekle başlar. Öncüsü olan Yahya, İsa’yı halka şöyle tanıttı:

“Yahya ertesi gün İsa’nın kendisine doğru geldiğini görünce şöyle dedi: ‘İşte, dünyanın günahını ortadan kaldıran Tanrı Kuzusu!'” (Yuhanna 1:29)

Tanrı bu bildiriyi insanlara ulaştırmak için dört kişiyi görevlendirmiştir. Aynı bildiriyi dört yazar farklı bakış açılarından, ancak bir bütünün birbirlerini tamamlayan parçaları olarak kaleme almışlardır.

Matta

Bu kitapçığın yazarı olan Matta, İsa’nın on iki elçisinden biriydi. Kitapçık İsa’nın soyağacına ait bilgileri vererek başlar. Böylece İncil’in ilk sayfasını açan meraklı okuyucu, onun bir önceki vahyinin devamı olduğunu anlar. Çünkü başında şu sözlerle karşılaşır:

“İbrahim oğlu, Davut oğlu İsa Mesih’in soyuyla ilgili kayıt şöyledir.” (Matta 1:1)

Bu soyağacı Eski ve Yeni Antlaşma arasında bir anahtar işlevi görür. Kitabın bu kısmı Yeni Antlaşma’nın, Eski Antlaşma’nın ve Tanrı’nın değişmez amacının bir devamı olduğunu açıkça gösterir.

Tanrı’nın Krallığı ve vaat edilmiş Kral İsa, kitap boyunca görülen ana temadır. İsa bu kitapçıktaki öğretişlerinde özellikle bu krallığa girecek olan kişilerde aranan nitelikler üzerinde durur:

“Ne mutlu ruhta yoksul olanlara! Göklerin Egemenliği onlarındır. Ne mutlu yaslı olanlara! Onlar teselli edilecekler. Ne mutlu yumuşak huylu olanlara! Onlar yeryüzünü miras alacaklar. Ne mutlu doğruluğa acıkıp susayanlara! Onlar doyurulacaklar. Ne mutlu merhametli olanlara! Onlar merhamet bulacaklar. Ne mutlu yüreği temiz olanlara! Onlar Tanrı’yı görecekler. Ne mutlu barışı sağlayanlara! Onlara Tanrı oğulları denecek. Ne mutlu doğruluk uğruna zulüm görenlere! Göklerin Egemenliği onlarındır.” (Matta 5:2-10)

Markos

Markos kitapçığında Mesih İsa, Tanrı’nın Hizmetkârı olarak açıklanır. Odak noktası O’nun hizmetidir. Kitapçığı açarız ve hemen hemen hiç bir giriş olmadan kendimizi hemen İsa Mesih’in hizmetinin başlangıcında buluruz. O’nun körlerin gözlerini açması, kötürümleri yürütmesi, cüzamlıları temiz kılması, sağırları iyileştirmesi, ölüleri diriltmesi ve müjdeyi yoksullara duyurması ayrıntılı bir şekilde işlenen konulardır. İsa Mesih insanlara hizmet etmek için gönderilen sabırlı bir hizmetkâr, aynı zamanda diğerleri için canını veren Kurbandır.

“Aranızda büyük olmak isteyen, diğerlerinin hizmetkârı olsun. Aranızda birinci olmak isteyen, hepinizin kulu olsun. Çünkü İnsanoğlu bile hizmet edilmeye değil, hizmet etmeye canını birçokları uğruna fidye olarak vermeye geldi.” (Markos 10:43-45)

Luka

Luka, İsa’yı insanların dostu olan Adem oğlu İsa Mesih’ olarak tanıtıyor. Luka kitabı, İsa’nın insanlığını vurgular. İsa burada öncelikle İbrahim oğlu ya da Davut oğlu değil, Adem oğlu ya da İnsanoğludur. Sadece belirli bir krallıkla arasında bir bağ olmakla kalmaz aynı zamanda Adem’in bütün evlatlarıyla da arasında bir bağ vardır.

Kitapçıkta, Tanrı’nın merhametinin ve kurtarış müjdesinin, İsrail’i olduğu gibi bütün ulusları kapsadığını görüyoruz. İsa’nın doğuşunu duyuran melek, çobanlara, “Size tüm insanlığı ilgilendiren çok sevindirici Haber’i müjdeliyorum” diyor. (Luka 2:10)

“Rab’bin Ruhu benim üzerimdedir. Çünkü O beni, Müjde’yi yoksullara iletmek için meshetti. Tutsaklara serbest bırakılacaklarını, körlere gözlerinin açılacağını duyurmak için, ezilenleri özgürlüğe kavuşturmak için, Rab’bin lütuf yılını ilan etmek için beni gönderdi.” (Luka 4:18-19)

Yuhanna

Yuhanna, İsa’yı “Göklerden gelen Tanrı’nın Oğlu İsa Mesih” olarak resmeder. Kitap, insanları sıradan insansal kavramların çok yukarılarına taşıyarak yazarın Mesih’in diğerlerinden çok farklı bir yanıyla ilgilendiğini açık bir şekilde yansıtır. Burada Mesih’i Tanrı’nın ezeli Oğlu ve Sözü, Tanrı’nın özünden doğan Tanrı, Babayla ve Kutsal Ruh’la yücelik ve gerçek dolu olan olarak tanırız.

Yuhanna’nın tanıklığı Beytlehem’de değil, dünya kurulmadan önceki zamanı ele alarak başlar, “Başlangıçta Söz vardı.” Bu Söz (Mesih), “Tanrı idi” ve “başlangıçta Tanrı ile beraberdi” sonra da “insan olup aramızda yaşadı.” (Yuhanna 1:1,2,14)

Bu kitapçıkta çok alçakgönüllü bir yaşamı olduğu halde, kendisi hakkında söylediği sözler Mesih İsa’nın yüceliğini açık bir şekilde ifade eder:

“Yaşam ekmeği ben’im. Bana gelen asla acıkmaz, bana iman eden hiçbir zaman susamaz.” (Yuhanna 6:35)

“Ben dünyanın ışığıyım. Benim ardımdan gelen, karanlıkta yürümez, yaşam ışığına sahip olur.” (Yuhanna 8:12)

“Kapı ben’im. Bir kimse benim aracılığımla içeri girerse kurtulur.” (Yuhanna 10:9)

“Diriliş ve yaşam ben’im. Bana iman eden kişi ölse de yaşayacaktır.” (Yuhanna11:25)

“Yol, gerçek ve yaşam ben’im. Benim aracılığım olmadan Baba’ya kimse gelemez.” (Yuhanna 14:6)

NEDEN DÖRT İNCİL?

Şu gerçeği tekrar belirtmekte yarar görüyoruz: İncil tektir. Çünkü İsa’nın kendisi “İncil”, yani müjdedir. Eski Antlaşma, O’nun geleceğini önceden haber verirken, Yeni Antlaşma yazıları O’nun gelmiş olduğunu müjdeler ve ondan kaynaklanan yeni oluşumu açıklar:

Kısaca açıklamaya çalıştığımız İsa’nın müjdesi, İncil’deki ilk dört bölüm arasında görülen farklılıklar, tanrısal bir amacın parçalarıdır. Bu dört farklı bakış açısı, tek olan Rab’bin kişiliğini bütünleyen açıklamalardır. Her bir bölümün kendine özgü ayrıntılarında ve vurgulamalarında Tanrı’nın seçtiği Kurtarıcı’nın dört kusursuz portresini görebiliriz.

Örneğin, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün yaşamını anlatan dört yazarı ele alalım. Birisi onun bir komutan olarak yeteneklerinden söz ederken, Çanakkale Savaşından bazı olayları yazar. Bir başkası ona büyük bir sosyal reformcu olarak ilgi duyuyorsa, onun bu özelliğini yazılarına yansıtır. Bir diğeri de, eğer konuşma yeteneğiyle ilgileniyorsa, bazı ünlü sözlerini ve konuşmalarını seçer. Biyografide yer alan olayların seçilip düzenlenmesi, amacına bağlı olurdu. Sonunda ortaya çıkan biyografiler birçok bakımdan birbirlerinden farklı olsa da yine de her biri Atatürk’ün tamamen geçerli bir biyografisi olurdu. İşte “İncil” yazarları için de durum aynıdır. Her birinin kendi amacı vardır: bu yüzden her biri kaydedilmiş olan gerçekleri kendisine göre seçmiş ve düzenlemiştir.

Buna karşın İncil’in önemli bir yönü vardır ki, bu her dört anlatımda da bulunur. Bu, İsa’nın doğumu, vaftiz olması, mucizeleri ya da dağda görünümünün değişmesi değil, çarmıhtaki ölümü ve ölümden dirilişidir. İsa’nın günahları bağışlatan kurban olarak ölmesi ve üç gün sonra dirilerek göğe alınması her dört kitapçıkta bütün ayrıntılarıyla anlatılır. Öyle ki, Tanrı’nın bütün insanlara sağladığı bu büyük kurban, Kutsal Kitap’ın en derin sırrı ve gerçek müjdesidir.

Elçilerin İşleri

Elçilerin İşleri’nin yazarı, kendi adıyla anılan Luka kitapçığının da yazarıdır aynı zamanda. Elçilerin İşleri, Luka kitapçığının devamıdır. Mesih İsa, ölümünden ve dirilişinden sonra elçilerine şu vaatte bulundu:

“Kudüs’ten ayrılmayın, Baba’nın vermiş olduğu ve benden duyduğunuz sözün gerçekleşmesini bekleyin. Şöyle ki, Yahya suyla vaftiz etti, ama sizler birkaç güne kadar Kutsal Ruh’la vaftiz edileceksiniz… Kutsal Ruh üzerinize inince güç alacaksınız. Kudüs’te, tüm Yahudiye ve Samiriye’de ve dünyanın dört bir bucağında benim tanıklarım olacaksınız.” (Elçilerin İşleri 1:4-8)

Kitapçık, bu vaat doğrultusunda bir araya gelen Mesih inanlılarının beklenen Kutsal Ruh’u almalarıyla başlar. Bunu izleyen bölümler, İsa’yla ilgili müjdenin Elçilerin önderliğinde Kudüs’ten Anadolu’ya, oradan Roma’ya yayılışını ve inanlıların bu arada gördükleri zulümleri anlatır.

Kudüs’teki ilk topluluk (kilise), yalnız Yahudiler’den oluşuyordu. Ama artık bu müjdenin bütün uluslara yayılma zamanı gelmişti. Ve Tanrı o zaman Elçi Petrus’a özel bir görüm verir. Bu özel vahyin etkisiyle, imanlılar İsa’nın sadece Yahudiler için değil, bütün dünya için çarmıhta öldüğü gerçeğini bütün uluslara yaymaya başlarlar. Bu Tanrısal müjdecilik günümüzde de sürmektedir.

Elçilerin İşleri kitapçığı aynı zamanda, önemli bir karakteri de ortaya çıkarır. Bu daha önce imanlılara zulmeden, İsrail’in din önderleri arasında yer alan ve Saul adıyla anılan Pavlus’tur. Pavlus zulümlerine devam ederken İsa Mesih’in gökten ona görünmesiyle anında tövbe edip müjdeye iman eder. Aynı zamanda İsa Mesih onu şu sözlerle elçilik görevine çağırır:

“Seni, ulusların gözlerini açmak ve onları karanlıktan ışığa, Şeytan’ın hükümranlığından Tanrı’ya döndürmek için gönderiyorum. Öyle ki, bana iman ederek günahlarının affına kavuşsunlar ve kutsal kılınanların arasında yer alsınlar.” (Elçilerin İşleri 26:17-18)

Bunu izleyen bölümler Pavlus’un, aldığı bu çağrıyla müjdenin yayılmasında nasıl gayretle çalıştığını anlatır. Pavlus, mektuplar kısmında yer alan 13 mektubun da yazarıdır.

Mektuplar

Mesih inancının yayılmasıyla birlikte inanlılar topluluğu büyüdü. İsa’nın elçileri, gittikçe çoğalan bu toplulukları ayrı ayrı ziyaret etmede ve yeni yaşam hakkında öğretiş vermede zorlanmaya başladılar. Rab, bu sorunu Elçilerin Mektupları aracılığıyla ortadan kaldırarak günümüze kadar oluşan imanlılar topluluklarına, imanın bu öğretişsel kısmını emanet etti.

Elçiler, Kutsal Ruh’un yönlendirişiyle yazdıkları mektupları topluluklara göndermeye başladılar. İnanlılara öncelikle Mesih’te ne kadar büyük bir ayrıcalığa ve ümide sahip olduklarını açıklayarak onları imanda temellendirip Tanrı’ya yaraşır bir yaşam sürmeye çağırdılar. Derlenip bir araya getirilen bu mektuplar, başlangıçtan günümüze kadar Kutsal Yazılar olarak kabul edilmiştir. Bu mektupları üç kısma ayırarak kısaca açıklamaya çalışalım.

Pavlus’un kiliselere yazdığı mektuplar

Pavlus’un Roma, Korint (I-II) ve Galatya’daki topluluklara yazdığı bu dört mektup, İsa Mesih’in müjdesinin ana hatlarını öğretir. Tanrı’nın Mesih’e iman eden kişilere lütfettikleri ile ilgili derin gerçekleri açıklayan bu mektuplar, ayrıca imanlıları müjdeyi saptıran sahte öğretişler hakkında da uyarır.

“Ben Müjde’den utanmıyorum. Bu, önce Yahudilerin, sonra da Yahudi olmayanların olmak üzere, iman eden herkesin kurtuluşu için Tanrı’nın gücüdür. Çünkü Tanrı’nın insanı akladığı, Müjde’de açıklanır. Aklanma yalnız imanla olur. Yazılmış olduğu gibi, ‘İmanla aklanan insan yaşayacaktır.'” (Romalılar 1:16-17)

Pavlus’un, Efesliler, Filipililer, Koloseliler ve Selanikliler’e yazdığı mektuplar ise, iman yaşamının çok yönlü güzelliklerini açıklar. Mesih aracılığıyla yüreklerinde konut kuran Kutsal Ruh sayesinde Mesih’e iman edenler, sarsılmaz bir sevinç ve ümitle, karşılıksız bir sevgi birliği içinde yaşamalıdırlar:

“Böylece eğer Mesih’ten gelen bir cesaret, eğer sevgiden doğan bir teselli ve Ruh’la bir beraberlik varsa, eğer yürekten bir sevgi ve sevecenlik varsa, aynı düşünce ve sevgide, ruhta ve amaçta birleşerek sevincimi tamamlayın” (Filipiler 2:1-2)

Pavlus’un Kişilere yazdığı mektuplar

Pavlus’un aynı zamanda emektaşları olan Timoteyus (I-II), Titus ve Filimun’a yazdığı bu dört mektup, öncelikle kilise içindeki ruhsal düzeni ele alır. Bu kişileri kilise içindeki önderlerin, görevlilerin ve diğer hizmetlerde çalışan imanlıların nasıl olmaları konusunda bilgilendirir. Bu mektupların ana fikri kilise içindeki düzendir.

“Tanrı’nın ev halkı, yani yaşayan Tanrı’nın topluluğu içinde nasıl davranmak gerektiğini bilesin diye sana bunları yazıyorum.” (1. Timoteyus 3:14-15)

Diğer Mektuplar

Kutsal Kitap’ın diğer mektupları İbraniler, Yakup, Petrus, Yuhanna ve Yahuda mektuplarıdır.

Özellikle İbraniler mektubu, bu mektuplar içerisinde en özel olanıdır. Yazarının belli olmadığı bu mektup, imanlı Yahudi halkını farkında olmadıkları Tanrısal ayrıcalıklar konusunda uyarır. Mektupta, özellikle Eski Antlaşma’ya çok bağlı olan halka Mesih’in vaat edilen kurtarıcı kimliğini açıklar.

“Tanrı eski zamanlarda peygamberler aracılığıyla birçok kez ve çeşitli yollardan atalarımıza seslendi. Bu son çağda da her şeyin mirasçısı olarak belirlediği ve aracılığıyla evreni yarattığı kendi Oğluyla bize seslenmiştir. Oğul, Tanrı’nın yüceliğinin parıltısı ve O’nun varlığının öz görünümüdür. Kudretli sözüyle her şeyi devam ettirir. Günahlardan arınmayı sağladıktan sonra, göklerde yüce Olan’ın sağında oturdu.” (İbraniler 1:1-13)

Geri kalan yedi mektup imanlıları iman hayatının çeşitli pratik konularında uyarır. Sıkıntılara göğüs germek, denenmelerin üstesinden gelmek, yetkililere boyun eğmek, ve her yönden imana yaraşır bir yaşam sürdürmek için Tanrı’nın vaatlerini gözler önüne serer.

“Bizi kendi yüceliği ve erdemiyle çağıranın Tanrısal gücü, kendisini tanımamızın sonucu olarak bize, yaşamamız ve Tanrı yolunda yürümemiz için gereken her şeyi vermiştir. Tanrı’nın yüceliği ve erdemi sayesinde bize çok büyük ve değerli vaatler verilmiştir. Öyle ki, dünyada kötü arzuların yol açtığı yozlaşmadan kurtulmuş olarak, bu vaatler aracılığıyla Tanrısal özyapıya ortak olasınız.” (2. Petrus 1:3-4)

Esinleme (Vahiy)

Esinleme kitapçığı Tanrı’nın Elçi Yuhanna’ya gösterdiği görümlerden oluşur. Kitap ilk yüzyılda yaygın olan sembollerle süslü bir yazım türü olan “apokaliptiktir”. Esinleme kitapçığı aracılığıyla Tanrı, İsa’nın ikinci kez gelişine dek öğrencilerine başlarına ne gibi sıkıntıların gelebileceğini ve ümitlerini tümüyle İsa’nın görünmesiyle onlara sağlanacak olan lütfa bağlamaları için seslenir. Özellikle İsa’nın geleceği gün yaklaştıkça ortaya çıkacak olan belirtiler ve yasa tanımaz adam olarak tanımlanan (Mesih Karşıtı) dünya lideri açıklanır.

Ama bu kitapçık en çok İsa’nın büyük görkemi içinde dünyayı yargılamak ve Tanrı’nın Egemenliğini kurmak için gelişini anlatarak imanlılara teşvik ve dayanma gücü verir. Tanrı’nın her insan için dileği kitapçıktaki şu ayetlerde açıkça ifade edilir.

“Ruh ve Gelin “Gel!” diyorlar. Her işiten, “Gel!” desin. Susamış olan gelsin. Dileyen yaşam suyundan karşılıksız alsın.” (Esinleme 22:17)

YENİ ANTLAŞMA’NIN MESAJI

Geçtiğimiz bölümlerde gördüğümüz gibi, günahı yüzünden Tanrı’nın yüceliğinden yoksun kalmış insanlar için Tanrı’nın planı uyarınca İsa Mesih günahları bağışlatan kurban olarak çarmıhta öldü ve dirildi. Artık günahlarından tövbe edip Mesih’e iman eden herkesin günahları bağışlanır ve sonsuz yaşama kavuşur. İncil’in yani iyi haberin mesajı budur.

Bu çalışmada kısaca açıklamaya çalıştığımız Kutsal Kitap’ın tümünü anlatmaya imkân yoktur. Bunu ancak sizler Kutsal Kitap’ı okuyarak yapabilirsiniz.Bizlerin sizlerden ricası en azından İncil denilen Yeni Antlaşma’yı bir kere Tanrı’nın sizi aydınlatmasını içten isteyerek okumanızdır.

“Gerçeği bileceksiniz ve gerçek sizi özgür kılacak” (Yuhanna 8:31-32)

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir